Allah Teala, Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Gözler onu görmez.”1 “Hiç bir şey O’na benzemez.” 2 Ve Musa (a.s.) Allah’ı görmek isteyince Allah Teala şöyle buyurdu: “Beni asla göremezsin.” 3
Bu durumda Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de nakledilen; “Allah kullarına görünecek. Tıpkı on dördüncü gecesinde ayı gördükleri gibi onu görecekler. 4 Allah her gece dünyanın semasına iner.5 Ayağını cehenneme koymasıyla cehennem dolacak. 6 Müminler tanısın diye ayağını onlara gösterecek.? Veya Allah güler, şaşırır. Allah’ın iki eli, iki ayağı ve beş parmağı vardır; birinci parmağına gökleri, ikinci parmağına yerleri ve üçüncü parmağına ağaçları, lördüncü parmağına su ile toprağı ve beşinci parmağına ise iiğer varlıkları koymuştur.l Allah’ın içinde yaşadığı bir evi ıar ve Hz. Muhammed (s.a.a.) onun evine girmek için üç (ez izin alır.”2 gibi Allah’ın çeşitli hallere giren bir cisim Jlduğunu ifade eden rivayetler nasıl kabul edilebilir. Oysa ı\llah bu gibi benzetmelerden münezzehtir. Ey izzet ve )elalin sahibi Allah! Sen münezzeh ve mukaddessin ve biz )u gibi nitelendirmeden sana sığınmz.
Oysa hidayet İmamları ve karanlıklardaki meşaleler olan Ehl-i Beyt İmamları bu konuya şu yanıtı vermişlerdir: Allah her türlü benzetmeden, şekil ve cismi olmaktan, sınırlandırmadan münezzeh ve uzaktır.
İmam Ali (a.s.) bu konuda şöyle buyurmaktadır.
“Hamd Allah’a ki, övenler, onu layıkıyla övemezler; nimetlerini sayıp dökenler, onları sayıp bitiremezler; çalışıp çabalayanlar, hakkını ödeyemezler. Öyle bir mabuddur ki, yüce himmetler, O’na ulaşamaz; derin düşünceler, O’nun zatının künhüne eremez. O’nun sıfatının belirlenmiş bir sınırı, var olmuş bir niteliği, sayılı bir vakti ve sonu gelen bir zamanı yoktur…
Allah’ i nitelemeye kalkışan, O’nu başkasına eşit kılmış olur. Başkasına eşit kılan, O’nu ikilemiş olur. ikileyen, O’nu bölmüş olur. Bölen, O’nu tanımamıştır. Tanımayan, O’na işaret eder. işaret eden, O’nu sınırlar. Sınırlayan, O’nu sayıya sokar. “O nerededir?” diyen, O’nu bir şeyin içine koymuş olur. “O neyin üzerindedir?” diyen, O’nun bulunmadığı yerler farzeder. Vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluk- tan var olmaksızın. Her şeyle birliktedir, içiçe değildir. Her şeyden gayrıdır, ayrı değildir. işler yapar; hareke- te, alete muhtaç olmadan. Görendir, yarattıklarından görülen yokken.’,ı
Burada, gençlerin ve araştırmacıların dikkatini Hz. Ali’nin miras bıraktığı hazinelerden olan Nehc’üI-Belağa kitabına çekiyorum. Ne yazık ki, Kur’an’dan sonra en üstün kitap olan Nehc ‘ül-Belağa, Abbasi ve Emevilerin Hz. Ali’ nin bütün eserlerini ortadan kaldırma doğrultusundaki çabaları sonucu, halk arasında tanınmaz bir hale gelmiştir.
Nehc’ül-Belağa’ da, halkın her zaman ihtiyaç duyduğu nasihatlar ve ilimler vardır; sosyoloji, ekonomi, astronomi, teknoloji, felsefe, irfan, siyaset ve hikmet alanlarında birçok konular vardır. Ben bunu Sorbon Üniversitesi’nde doktora almak için sunduğum projede ispatladım. Bu amaçla Nehc’ül-Belağa’ dan dört konuyu seçerek incelemelerde bulundum ve böylece doktora almaya muvaffak oldum.
Keşke Müslümanlar Nehc’ül-Belağa’ya önem verip konularını inceleyip yararlansaydılar. Çünkü Nehc ‘ül-Belağa öyle derin bir denizdir ki içine dalan araştırmacı ondan inci ve mercan çıkarır.
NOT:
Bu iki inanç arasında açık bir farklılık vardır. Ehl-i Sünnet Allah’ın cismi ve şekli olduğunu sanarak onun gözle görüldüğünü, tıpkı bir insan gibi yürüdüğünü, aşağı indiğini, evi olduğunu vb. ileri sürüyor. Halbuki yüce Allah bu vasıflardan münezzehtir. Şia’ya göre ise, Allah şekli ve cismi olmaktan ve yaratıklarından herhangi birine benzemekten münezzeh ve uzak olup dünyada ve ahirette asla görülmez. Bence Ehl-i Sünnet’in bu gibi riveyetleri, ashabın zamanında Yahudiler tarafından uydurulmuştur.
Çünkü Ömer bin Hattap zamanında Müslüman olan Kabulahbar, Yahudilerin bu inançlarını yaymış ve bu konuda Ebu Hureyre ve Veheb bin Münebbih gibi bazı saf sahabilerden yararlanmıştır. Böylece bu gibi rivayetlerin çoğunu Ebu Hureyre nakletmiş ve Buhari ile Müslim bunları kendi Sahih’lerinde kaydetmişlerdir.
Daha önce de hatırlattığımız gibi Ebu Hureyre, Peygamberimizin hadisleri ile Kabulahbar’ın sözlerini birbirinden ayıramıyordu. Hatta Ömer, göklerin ve yerin yedi günde yaratıldığı rivayeti hususunda Ebu Hureyre’yi döverek onu bu rivayeti nakletmekten menetmiştir. Ehl-i Sünnet, Buhari ile Müslim’e tam olarak güvendiği ve onların Sahihlerini, en doğru ve en muteber kitap olarak kabul edip Ebu Hureyre’yi de muhaddislerin ileri geleni ve Ehl-i Sünnet’in güvenilir ravisi olarak bildikleri sürece, inançlarını değişti- remezler. Bu ise ancak körü körüne taklitten vazgeçmeleri ve hidayet İmamları olan Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a.) Ehl-i Beyt’ine başvurmaları ve ilim şehrinin kapısına yönelmeleriyle mümkündür. Buna davet, sadece yaşlılara özgü olmayıp özellikle gençleri kapsamaktadır. Hakka ulaşmak için körü körüne taklit etmekten vazgeçip delil ve mantığa yönelmelidirler.


